TEFECİLİK SUÇU ÜZERİNE
TEFECİLİK SUÇU ÜZERİNE
0 Yorum
4784
30-11-2022

Tefecilik suçu hakkında, teknik anlamda ve daha çok hukukçulara yönelik olan makalemizi daha önce paylaşmış idik. Ancak gerek mail adresimize gerekse de sosyal medyadan sorulan sorular üzerine bu yazının kaleme alınması zorunluluğu doğmuştur.

Tefecilik ile ilgili TCK’da ki düzenleme gayet kısa ve öz şekilde kaleme alınmıştır:

Madde 241- (1) Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek:14/4/2020-7242/14 md.) Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.

Tanımdan ve uygulamadaki görünüşü itibariyle tefecilik, faize borç vermektir. Alınan borç, aylık, dönemlik veya yıllık olarak ödenir. Örneğin; bir çiftçinin mahsulde ödemek üzere aldığı borcun faizle ödenmesi, dönemlik tefeciliğe, aylık anlaşılan faizle ödenen borca aylık faize örnek gösterilebilir.

Bu kısa açıklamalardan sonra, sıkça sorulan soruları cevaplamaya çalışalım.

-Eğer borç veren kişi “ben faizle borç vermedim” derse, savcı veya mahkeme bunu göz önüne alır mı?

Tabi ki sanığın beyanı asıldır. Ceza yargılamasında, soruşturma ve yargılama makamları eğer şüphe var ise, sanık beyanının aksini ispat etmek zorundadırlar. Yargıtay bir kararında;

Mağdurlar ..., ..., ...'nın aşamalardaki beyanlarında, sanık ...'dan ödünç para aldıklarını, ancak faiz ödemediklerini belirttikleri, iletişim tespitine ilişkin tape kayıtlarında tefeye ilişkin konuşmalara rastlanmadığı, sanığın da üzerine atılı suçu kabul etmediğinin anlaşılması karşısında; sanık ... hakkında mağdurlar ..., ..., ...'ya yönelik tefecilik suçundan hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı kanıtın nelerden ibaret olduğu gösterilmeden, varsayım ve şüphelere dayanılarak yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, (bozmayı gerektirmiştir)”( 6. Ceza Dairesi 2017/693 E.  ,  2017/1122 K.)

Şeklinde karar vermiştir.

-Peki savcılık veya mahkeme, bir kişinin tefecilik yapıp yapmadığını nasıl araştırır?

Gerek soruşturmada Cumhuriyet Savcısı gerekse de yargılama aşamasında Mahkeme, yasal delil yöntemlerinin hepsini kullanarak bir kişinin tefecilik yapıp yapmadığını araştırabilir. Ancak tefecilik, karakteristik özelliği gereği para, altın gibi kıymetler üzerinden işlendiğinden, daha çok evraka bağlı olarak işlenmekte ve tefecilik yapan kişiler yakın çevrede bilinmektedirler. Bundan dolayı vergi kayıtları, banka hareketleri, şüpheli şahsın mal varlığı gibi hususlar araştırılabildiği gibi emniyet tarafından da araştırılma yapılması istenebilir.

Yargıtay bir kararında şu şekilde belirtimde bulunmuştur:

“Dosyadaki mevcut delillerin hüküm kurmaya yeterli olmadığı nazara alınarak, maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması bakımından sanığın tefecilik yapıp yapmadığı hususunda kolluk araştırması yaptırılması, sanık hakkında vergi tekniği raporu düzenlettirilmesi, tanık ...'ün beyanına göre faiz karşılığı sanıktan borç para aldığı iddia edilen ...'in tanık olarak dinlenilmesinden sonra hasıl olacak sonuca göre bir karara varılması gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,”( 9. Ceza Dairesi 2020/800 E., 2020/961 K.)

Görüldüğü üzere her türlü araştırmayı yargı makamları yapabilir.

-Borçlu kişiler kötü niyetli olarak borçlarını ödeyemedikleri zaman “alacaklı faize para veriyor” diye şikâyette bulunuyor. Bu durumda nasıl bir yol izlenmelidir?

Bir kişi başka bir kişiyi tefecilikten haksız yere şikayet eder ise ve alacaklı beraat eder ise, iftiradan dolayı şikayet eden kişiye soruşturma açılabilir. Bunu en başta belirtmeyi uygun görüyoruz.

Yukarıda belirtildiği gibi yargı ve emniyet makamları tefecilik hakkında her türlü araştırmayı yapabileceği gibi gelen her olumsuz cevap, şüphelinin tefecilik yapmadığını gösterecektir. Bununla birlikte önemle belirtelim ki, yukarıdaki kararda da değinildiği gibi, faize para alan kişiler soruşturmada ya da yargılamada asla “müşteki, katılan” gibi bir konumda bulunamazlar. Zira tefecilik suçunda suçtan zarar gören kamudur, devlettir. Bir kişi alacaklısını tefecilikten şikayet ettiğinde, o soruşturmada veya kamu davası açılırsa yargılamada ancak tanık olarak ifadesine başvurulabilir.

Bu tip kötüniyetli kişilerin yapacakları haksız girişimlerini engellemek için, verilen borç miktarı bankadan geçiş yapılmalı, borç ilişkisinde düzenlenecek sözleşme, senet veya çeklerin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde düzenlenmeli, gerekirse avukatlardan bu konuda destek alınmalıdır.

-Tefecilik suçunda zamanaşımı ne kadardır?

Tefecilik suçunda dava zamanaşımı 8 yıllık asli ve 12 yıllık uzatılmış süreye tabidir. Yani bir tefecilik suçu hakkında en geç 12 yıl içerisinde dava açılmalı ve açılan davada verilen karar kesinleşmelidir. Asli süre 8 yıldır. Ancak TCK md. 66/1-e ve 67/4 düzenlemelerinde belirtilen zamanaşımını kesen süreler en fazla zamanaşımı süresini yarı oranında artırabileceğinden, zamanaşımı süresi en fazla 12 yıl olabilecektir.

-Bir kere bile faize borç versem tefecilikten ceza alır mıyım?

Evet, çünkü tefecilik suçunun unsurları arasında “meslek haline getirmek” şeklinde bir zorunluluk belirtilmediği gibi Yüksek Yargıtay da bu yönde bir yorum yapmamıştır. (Örnek karar> 15. Ceza Dairesi 2019/3692 E.,  2020/4119 K.)

-Tefecilere karşı tüm mağdur olan kişiler birleşip başvursak, sonuç elde edebilir miyiz?

Evet, çünkü bir kişi ne kadar fazla kişiye borç veriyorsa ise, tefecilik yaptığı o kadar gündeme gelecektir. Çünkü normal şartlarda bir kişi çok fazla kişiye borç vermez ve bu hayatın olağan akışına aykırıdır.

Yargıtay bir kararında bu konuyu çok özlü bir şekilde açıklamıştır:

“Sanığın iş yerinde yapılan aramada çok sayıda tapu fotokopileri, senet ve alacak/verecek bilgilerinin yazılı olduğu belge ele geçirildiği, ele geçirilen senetlerden yola çıkılarak ulaşılan 7 ayrı mağdurun soruşturma aşamasındaki ifadelerinde sanıktan faiz karşılığı ödünç para aldığını ve sanığı tefeci olarak bildiklerini beyan ettiği ve sanığın herhangi bir akrabalık bağı veya ticari ilişkisi olmayan bu kişilere yüklü miktarda ödünç para vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu göz önüne alındığında suçun tüm yasal unsurları ile sübut bulduğunun anlaşılması karşısında; tefecilik suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,(doğru olmamıştır)”( 9. Ceza Dairesi 2020/328 E., 2020/2287 K.)

-Faize borç veren kişi farklı ama senette ismi yazan kişi farklı. Bu durumda nasıl bir yol izleyeceğiz?

Bu durumda her iki kişiyi de yani gerçekte faize borç para vereni de senet üzerinde alacaklı görünen kişiyi de şikayet etmeniz gerekmektedir. Çünkü faize para veren kişiler, bu işin hukuki boyutunu çok iyi bildiklerinden ve ileride para ödenmez ise icra takibi yapılacağından, alacaklı olarak icra dosyasının fazla sayıda olması da tefecilik şüphesini davet ettiğinden, alacaklı olarak başkalarını gösterebilmektedirler. Böyle bir durumda hem tefecilik yapan hem de senette alacaklı olmadığı halde alacaklı olarak görünerek işlenen suça katılan her iki kişi de cezalandırılacaktır.

Yargıtay bir kararında bu konuya değinmiştir.

“Sanıklardan ...’ın babası sanık ...’ın tefecilik suçu dolayısıyla düzenlenen senetlerin alacaklısı olması, bu senetler nedeniyle icra işlemlerini yürütmesi, mağdurlar ... ve ...’ın beyanları ve oluşa uygun olmayan savunmalarından sanık ...’ın tefecilik suçuna iştirak ettiği, sanık ...’ın sanık ...’ın tefecilik eylemine borca konu paraları naklederek iştirak ettiğine dair hazırlık beyanları ve bu beyanları doğrular şekilde Gülüzar Gönülal’ın ...’tan faizle aldığı para karşılığı düzenlenen senette isminin alacaklı olarak yazılması karşısında sanığın ...’ın tefecilik suçuna yardım ettiği anlaşılmakla sanık ...’ın TCK’nın 37. maddesi delaletiyle, sanık ...’ın TCK’nın 39. maddesi delaletiyle TCK’nın 241. maddesi gereğince cezalandılması gerekirken yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle beraatlerine karar verilmesi, (kanuna aykırı olup kararın bozulması gerekir)” (16. Ceza Dairesi 2015/2427 E., 2016/5863 K.)

-Kişinin tefecilik yaptığı yönünde ikrarı/kabulü olursa ceza alır mı?

Tabi ki ceza yargılaması sanığın ikrarı ile bağlı değildir. Kişinin sadece kabulü yeterli olmayıp, ayrıca suçun işlendiği yukarıda da sıkça bahsettiğimiz araştırmalar ile desteklenmelidir. Nitekim günümüzde sosyal medya yazışmaları başta olmak üzere bir çok iletişim kanallarında suçunu ikrar etmeye yönelik beyanlarda bulunan kişilerin, sadece bu hususu dile getirmeleri, bu kişilerin cezalandırılmaları için yeterli olmayacak, yan deliller ile suçun işlendiğinin ispatı sağlanmak zorunda kalınacaktır.

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

Adli Sicil Kaydı ve Arşiv Kaydı Silinir Mi?

Aile Konut Şerhi

ANLAŞMALI BOŞANMA VE BOŞANMA PROTOKOLÜ

ATATÜRK ALEYHİNE SUÇLAR

BOŞANMA DAVALARINDA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

BOŞANMA DAVASI

GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME SUÇU

7406 SAYILI KANUN İLE TCK'DA VE BİR KISIM KANUNLARDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

CEZA DAVALARINDA TENSİP ZAPTI NEDİR?

TENSİPLE TAHLİYE NEDİR?

ESAS HAKKINDA MÜTALAA NEDİR?

İŞLENEMEZ SUÇ

MEŞRU SAVUNMA

ORGANİZE SUÇLULUK

SUÇUN DEREBEYLERİ

CEZA AVUKATININ YOL HARİTASI

ADAM ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS SUÇU

SUÇA YARDIM ETME

TCK MD 1 - CEZA KANUNUNUN AMACI

TCK MADDE 267 İFTİRA SUÇU

YAĞMA (GASP) SUÇU

UYUŞTURUCU VE UYARICI MADDE TİCARETİ YAPMA SUÇU

TEFECİLİK SUÇU ÜZERİNE

TUTUKLAMA NEDİR?

HİÇ KİMSE KONUŞMAYA ZORLANAMAZ!