MUHBİRİN/GİZLİ TANIĞIN/ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANMAK İSTEYENİN BEYANI KESİN DELİL DEĞİL

Yargıtay, yerleşik içtihatlarında, muhbirin beyanının kesin delil olmayacağına hükmetmektedir.

Bu nedenle, sadece muhbirin beyanının bulunması, şüphelinin/sanığın cezalandırılması için yeterli değildir.

Peki, muhbirin beyanının hiç önemi yok mu? Tabi ki var. Ancak, muhribirin beyanının doğruluğu, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekmektedir.

Örneğin; bir iş yerinde uyuşturucu satıldığı yönünde ihbar olsa, bu ihbar üzerine kolluk kuvvetleri belirtilen iş yerinde uyuşturucu bulsalar, bu durumda şahsa ceza verilmesi için belli şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Uyuşutucunun, ihbarda ismi geçen kişiye ait olduğunun ispatı şarttır. Eğer, ele geçirilen uyuşturucu üzerinde ihbarda ismi geçen kişinin parmak izi çıkmazsa veya uyuşturucunun bulunduğu yer, uyuşuturucu maddenin saklanması için uygun değilse (ki kimse uyuşturucu maddeyi herkesin görebileceği veya herkesin kolaylıkla ulaşabileceği yere koymaz, bu hayatın olağan akışına aykırıdır) ya da uyuşturucu ele geçirildiğinde satış için uygun değilse (paketlenmemişse, kişisel kullanım sınırından az ise vs), bu durumda muhbirin beyanı geçersiz durumda kalacaktır.

Aynı durum, FETÖ davalarında da geçerlidir. Muhbir veya etkin pişmanlıktan faydalanmak için beyanda bulunanın yahut da gizli tanığın beyanına bağlı olarak, bir kişinin FETÖ üyesi olduğu yönünde bir iddia ispat edilemezse, hakkında iddiada bulunulan kişinin, FETÖ ile ilgisi olmadığı tespit edilirse, muhbirin veya etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyenin yahut da gizli tanığın beyanına itibar edilemez ve sadece bu beyana bağlı olarak ceza verilemez.

Böyle durumlarda muhbir veya etkin pişmalık yahut da gizli tanık adı altında verilen bilgilerden  dolayı, bu bilgileri veren kişilerin hukuki konumları ne olursa olsun, haklarında "iftira"dan dolayı ceza davası açılabilir. Eğer, muhbir veya etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen yahut da gizli tanık olan kişinin suç isnat ettiği kişi devlet memuru ise, hiçbir ek başvuruya gerek kalmadan, 657 Sayılı Kanunu'nun amir hükmü gereğince, Cumhuriyet Savcılığı'nın KENDİLİĞİNDEN iddiayı ortaya atan kişi hakkında "iftira suçu"nun vücut bulmasından dolayı soruşturma açması zorunludur.

Adli kolluk yani polis ve jandarma ile adli makamlar yani savcılık ve mahkemeler, sadece bir kişinin soyut beyanına bağlı hareket etmezler. Ulusal ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde, şüpheli veya sanığın, suçu işlediğine tam kanaat getirilmesi gerekmektedir.

 

YÜKSEKKAYA LAW OFFİCE