BOŞANMA DAVALARI İLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER

 

Boşanma Davaları İle İlgili Yanlış Bilinenler:

Halk arasında yanlış olarak bilinen ve maalesef hemen hemen tüm boşanma davalarında karşılaştığımız bilgilerden bazıları:

1- Boşanma davasını ilk karşı tarafın açması daha iyi.”

Boşanma davasını ilk hangi tarafın açtığının pratikte bir önemi yoktur. İnsanlar arasında yanlış olarak yerleşen bu düşüncenin temelinde “ilk karşı taraf açsın, ben mahkemede mağdur görüneyim” mantığı yatar ki, bu hiç de doğru bir mantık değildir.

2- “Ben boşanmak istemiyorum dersem hakim boşamaz.”

Kendisine karşı boşanma davası açılan eş, boşanmak istemediğini söylediğinde “boşanma kararı” verilemeyeceğini düşünür. Mahkemelerin sanki iki taraf isterse boşanmaya karar verebileceği düşüncesine bağlı olarak ileri sürülen bu görüşün hiçbir temeli yoktur. Mahkemeler, özel veya genel boşanma sebeplerinden birinin varlığını tespit ettiğinde, talep üzerine boşanma kararı verebilir. Sadece anlaşmalı boşanmada taraflardan biri bu iradesinden vazgeçerse, mahkemece anlaşmalı boşanma kararı verilemez, dava “çekişmeli boşanma” şeklini alır.

3- “Yakın akrabadan boşanma davasında tanık olmaz.”

Bu düşünce de yanlıştır. Boşanma davaları “aile hukuku”na ilişkin davalardır ve eşlerin arasında geçenleri yine en iyi eşlerin aileleri bilir. Zira insanlar sadece en yakın akrabaları veya arkadaşları ile ailevi sorunlarını paylaşırlar. Boşanma davalarında yabancı kişilerin şahitliği daha istisnaidir.

4- “Tek celsede boşanırım.”

Tek celsede kural olarak ancak anlaşmalı boşanma ile boşanılabilir. Çekişmeli boşanma davalarına tek celsede boşanmak -çok az istisnalar hariç- mümkün değildir.

5- “Düğünde takılan altınlar hakim tarafından yarı yarıya paylaştırılır.”

Düğünde takılan altın, para vs. gibi değerli takılardan oluşan ziynet eşyalarının hepsi kadınındır. Kocanın ziynet eşyalarında hiçbir hakkı yoktur. Düğünün üzerinden ne kadar geçmiş olursa olsun koca, ziynet eşyalarını kadından almış ve geri vermemişse, mahkeme kocanın ziynet eşyalarının değerini kadına ödemesine hükmedebilir.

6- Boşanma davalarında kadın her zaman haklıdır.”

Boşanma davalarında “haklı-haksız” aranmaz, “kusurlu-kusursuz” veya “az kusurlu-çok kusurlu” aranır. Bu nedenle evlilik birliğinin son bulmasını sağlayan etkenlerde kusurlu veya çok kusurlu olan taraf, davayı kaybeder. Bu yanlış düşüncenin temelinde, aile birliğinin zayıf tarafını oluşturan kadına, hukukun tanıdığı bazı ayrıcalıklar yatar. Pozitif bir ayrımcılık ile aile sisteminde denge kurulmasını amaçlayan hukuk sistemindeki kadına sağlanan bazı haklar nedeniyle, bu şekilde yanlış bir düşünce oluşmuştur.

7- “Çocukları hep anne alır.”

Boşanma davalarında, çocukların velayeti konusunda derin araştırmalar yapılır. Bu araştırmalar neticesinde çocuğun velayetinin taraflardan kime verileceği veya ortak velayet sisteminin benimsenip benimsenmeyeceğine karar verilir. Bu nedenle, çocuklar mutlaka annede kalmaz fakat boşanma ile birlikte çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği bir gerçektir. Bunun nedeni, yanlış bilindiği gibi “çocuklar anneye verilir” kuralından kaynaklanmaz. Mahkemece çocuklarla annenin daha iyi ilgilenebileceği kanaatine ulaşılması ve çocuğun gelişimi açısından anne yanında kalması daha sağlıklı olunacağına kanaat getirilmesindendir. Çocuk fikrini söyleyebilecek yaşta ise, mahkeme çocuğa da bu konudaki isteğini sorar.

8- "Zina eden taraf hem boşanma davasını kaybeder, hem de hapis yatar."

Zina, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunumuzda ve diğer ceza hükmü düzenleyen kanunların hiçbirinde, "suç" olarak tanımlanmamıştır. Bu nedenle, zina eden eş, hapis cezası doğuracak bir adli işlemle karşı karşıya kalmaz. Ama zina, bir boşanma sebebidir. Zina nedeniyle boşanma davası açılabilir, ispat edilir ise, zina fiilini işleyen taraf aleyhine boşanma kararı verilir.

 

YÜKSEKKAYA LAW OFFICE