BİR TUTUKLAMA NEDENİ: KAÇMA ŞÜPHESİ

BİR TUTUKLAMA NEDENİ: KAÇMA ŞÜPHESİ

26-02-2020

Ceza Muhakemesi Kanunu md. 100/2-a bendinde; "şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesi uyandıran somut olgular" tutuklama nedeni olarak gösterilmiştir.


Mahkemeler soruşturma aşamasında; tutuklama veya tutukluluk halinin devamı yönündeki verdikleri kararlarda, kaçma şüphesine çok değinmektedirler. Nitekim şüpheli veya sanığın kaçması, soruşturma için büyük bir yıkım oluşturacak, toplumun yargıya olan güveni zedeleyeceği gibi, adaletin tecellisine de engel olacaktır. Aynı durum yargılama aşamasında da geçerlidir. Yargılama aşamasında sanık, tutuklanabilir veya tutuklu iken tutukluluk hali yargılama esnasında incelenirken tutuklu kalmasına karar verilebilir. Yargı makamlarının amacı, yargılamanın hukuki yapılmasını sağlamaktır. Bu açıdan sanığın "kaçma şüphesi" önem arz etmektedir.


Ancak; kanuni düzenlemede görüldüğü gibi kaçma şüphesinden bahsedebilmek için "somut olgular" bulunması gerekir. Maalesef; tutuklama veya tutukluluk halinin devamı yönündeki kararlarda, "kaçma şüphesi" tutuklama veya tutukluluk halinin devamı açısından bir neden olarak gösterilirken, pek somut olgular dile getirilmemektedir.


Bir çok kararda, sadece şüpheli veya sanığın "kaçma şüphesi" altında olduğu belirtilmekte ancak "neden kaçma şüphesi altında bulunduğu"na hiç değinilmemektedir. Bu durum, açıkça hukuka aykırıdır.


KAÇMA ŞÜPHESİ İLE İLGİLİ AİHM KARARLARI


Neumeıster/AVUSTURYA Davasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şu şekilde karar vermiştir:


“Kaçma şüphesi nedeniyle tutuklamada, kaçma şüphesine yol açan kanıt veya belirtiler gerekçede açıkça gösterilmeli ve şüphenin var olup olmadığı iyi değerlendirilmeli, kaçma şüphesi çok değilse kefaletle salıverilmesi talebi kabul edilmelidir.”


Görüldüğü üzere, mahkemelerin kaçma şüphesi altında verdikleri tutuklama veya tutukluluk halinin devamı yönündeki kararlarda, şüphelinin neden kaçma şüphesi altında bulunduğunun belirtilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Hatta kaçma şüphesi çok değilse, kefaletle salıverilmesi gerekliliği ortaya koyulmuştur. Yüksek Mahkeme; gösterilen bu kararda, hak ihlalinin mevcut olduğuna karar vermiştir.


Bocienco/MOLDOVA Davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, daha ayrıntılı bir beyanla "kaçma şüphesi" kavramını değerlendirmiştir:


“Mecut davada AİHM başvuranın, ilk derece mahkemesi ve Temyiz Mahkemesi'nin tutuklanmasını ve tutukluluğun uzatılmasını öngörürken, başvuranın yargılamaya engel olabileceğine, kaçabileceğine ya da suçu yeniden işleyebileceğine ilişkin iddiaların sağlam nedenlere dayandığı kanısına nasıl vardıklarını belirtmeksizin, ilgili hukuktan alıntı yaptıklarını belirtmektedir. Ayrıca, başvuranın savunmasında öne sürülen iddiaları da çürütmeye çalışmamışlardır.... AİHM, Buiucani Bölge Mahkemesi ve Chişinau Temyiz Mahkemesi'nin, başvuranın tutuklu yargılanmasına ve tutukluluğunun uzatılmasına ilişkin kararlarının dayandığı gerekçelerin “uygun ve yeterli” olmadığı kanısındadır. Dolayısı ile AİHS'nin 5/3 maddesi bu hususta ihlal edilmiştir.”


Maalesef, bu durum çok sık karşılaşılan bir durumdur. Tutuklama veya tutuk halinin devamı yönünde karar veren mahkemeler, sadece kanunda yer alan tutuklama nedenlerinden alıntı yapmakta, hiçbir gerekçe göstermemektedirler. Bu uygulama, yargıya olan güveni derinden yaralamaktadır. Yüksek Mahkemenin kararında belirttiği gibi, bu tip uygulamalar hak ihlallerinin açık halidir.


Letellier/FRANSA Davasında Yüksek Mahkeme yine aynı konuya dikkat çekmiştir:


“Failin firar etme olasılığı, ikametgahının olmaması gibi hususların gerekçe gösterilmesi yeterli olmayıp, bu iddiaların var olduğunu doğrulayan veya kaçma olasılığının yargılanmak üzere tutuklu kalmayı haklı çıkaracak derecede yüksek olduğunu ortaya koyacak başka ilgili etkenlere göre değerlendirilmesi gerekmektedir.”


Peki, Yüksek Mahkemenin bu kararları karşısında "kaçma şüphesi"ne dayanılarak hiç tutuklama kararı verilemeyecek midir? Bu soruya verilecek cevap açıktır. Gerek kanunun, gerek temyiz mahkemelerinin gerekse uluslararası mahkemelerin istediği, tutuklama gibi ağır bir tedbirin uygulanması sırasında, mahkemelerin aktif olarak, tüm incelemeleri yapmış olmasıdır. Edilgen bir yapı ile hareket eden yargı organlarının verdiği kararların, hukuki olmayacağını düşünen Yüksek Mahkeme, bu görüşünü Yağcı ve Sargın/TÜRKİYE Davasında açıkça belirmiştir.


Örneğin; Punzelt/ÇEK CUMHURİYETİ Davasında Yüksek Mahkeme, bu konuda yol gösterici bir karar ortaya koymuştur:


“Başvuranın kaçma riskine ilişkin olarak Çek Mahkemeleri, başvuranın daha önce Almanya'daki cezai takibattan kaçtığını, yurt dışında çok sayıda iş bağlantıları olduğunu ve nispeten ağır bir ceza alma olasılığını belirtmiştir. AİHM, bu çıkarımın “yeterli” ve “uygun” olduğu ve başvuranın öne sürdüğü iddiaları çürüttüğü kanısındadır.”


Görüldüğü üzere Mahkeme, davaya konu olayda, Çek Mahkemeleri, tutuklama ve/veya tutuk halinin devamı kararlarında "kaçma şüphesi"ne bağlı olarak sunulan gerekçeyi "yeterli" saymış ve hak ihlalinin olmadığına hükmetmiştir.


Ayrıca aynı şekilde AİHM, W./İSVİÇRE Davasındaki kararında; sanığın suç işlemeden önce sürekli şekilde farklı ülkeleri ziyaret etmesinin kaçma tehlikesi uyandıracağını belirtmiş ve verilen kararın doğruluğuna işaret etmiştir.


Görüldüğü üzere, tüm tutuklama nedenlerinde olduğu gibi, "kaçma şüphesi" konusunda da "somut olgular"ın açıkça kararda ortaya konması ve ortaya konulan somut olguların tutuklama kararı verilmesi için yeterli ağırlıkta olup olmamasının kararda tartışılması zorunludur. Aksi takdirde, "hak ihlali" ortaya çıkmaktadır.



E-bülten Aboneliği

Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.